• BIST 117.741
  • Altın 399,387
  • Dolar 6,8565
  • Euro 7,8136
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 27 °C

Suud Firavunlarının Sihirbazları (1)

Hacı Ahmet Ünlü

Hamd  alemlerin  rabbi  Allah’a  mahsustur.  Salat  ve  selam  onun  resulüne,  arkadaşlarına, ailesine  ve  onun  yolundan  gidenlerin  üzerine  olsun.  Bundan  sonra; Bazı  kardeşlerim  bana  ,  Suud  Kralının  Sihirbazlarının  takipçisi  olan  bir  şahsın müslümanlar  hakkında  ahlak  sınırlarını  aşan  bir  şekilde  konuştuğunu  ,  hakkı  gizlemek  adına ortaya  bazı  şüpheler  attığını  haber  verdiler.Bu  şahısa  ilmi  reddiyemizi  vermeden  önce  şunu belirtmeliyim  ki  Buhari’nin  ilim  babında  rivayet  ettiği  şu  hadis  tahakkuk  etmiştir  ; “Allah  toplumlardan  ilmi  çekip  almakla  ilmi  kaldırmaz.  Ancak  Allah,  alimleri    onların aralarından  almakla  onlardan  ilmi  alır.  Sonra  onlara  cahiller  imam  olurlar  hem  kendileri saparlar  hem  de  başkalarını  saptırırlar.” Ne  yazık  ki  tartışma  ve  ihtilaf  etme  fıkhından  habersiz  olan  ,  edep  ve  ahlak  yoksunu  bu insanlar  ,  muhalefet  ettikleri  kişilere  üstün  gelebilmek  için  hakaret  etmeyi  dahi  kendilerine helal  saymışlardır.Eğer  bu  kişiler  rabbani  ilim  ehli  olsaydılar  kesinlikle  selefi  salihinin düşmanlarına  takındığı  tavrı  takınarak  onları  hüccet  ile  mağlup  eder  ,  sonra  da  insanların gözünde  hakkın  ortaya  çıkmasını  sağlarlardı.  Belirttiğimiz  gibi  selefin  ahlakından  yoksun  olan bu  şahıs  ,  bir  takım  insanların  ilim  talebi  için  dizlerinin  dibine  oturduğu  ,  şirkin  yayıldığı yeryüzünde  insanları  İslam’a  çağıran  Türkiye’deki  İslam  davetçilerine  “birkaç serseri,aciz,sefih ve  miskin”  diyecek  kadar  haddini  aşmıştır.  Allah  azze  ve  celle  nasıl  ki  Firavun  haddini aştığında  Musa  aleyhisselam’a  “Firavun’a  git  çünkü  o  azdı.”emrini  vermişti  ,  işte  bugüne kadar,  hasmımız  olduğu  herkesçe  bilinen  bu  şahısa  reddiye  yazmayışımızın  ve  bugün  ona  bu reddiyeyi  yazıyor  oluşumuzun  en  temel  sebebi  onun  bu  azgınlığıdır.Biz  de  Allah  azze  ve celle’nin  emri  ile  bu  asrın  firavununun  küfürlerini  gizlemekle  görevli  sihirbazlarının  azgınlığını gidermek  adına  bu  risaleyi  kaleme  aldık.Nebilerin  dediği  gibi  ;  “Başarım  ancak  alemlerin Rabbinin  dilemesi  iledir.” Allah’ın  inayeti  ve  tevfiki  ile  derim  ki  ;  yayınladığı  görüntülü  videoda  bu  şahıs  öncelikle ilmin  emanet  oluşundan,  ilmin  bir  tarihinin  bulunduğundan  bahsetmiştir.  Böylece  kendi şeyhlerinin,  emanet  olan  ilmi,  önceki  şeyhlerden  miras  aldığını  kast  etmektedir. Biz  ilmin  tarihine  baktığımızda  şunu  görüyoruz  ki;  İlim  Allah’tan  subhanehu  ve  teala Cebrail  aleyhisselam’a,  ondan  da  Nebi  sallahu  aleyhi  ve  sellem’e  ,  ondan    Sahabesine, onlardan  da  tabiine  ve  onların  tabilerine  aktarılmıştır.  O  dönemlerde  fitneler  baş  göstermeye   başlayınca  emanet  olan  bu  ilme  hadis  ehli  sahip  çıkmıştır.  İmam  Ahmed,  Buhari,  Müslim,  Ebu Davud,  Lalekai  gibi  alimler  bu  emaneti  her  asırda  nesilden  nesile  aktardılar.  Daha  sonra  İbn Teymiyye  rahimehullah  ve  talebeleri;  İbnul  Kayyim,  İbn  Kesir,  İbn  Abdilber  ve  Zehebi  gibiler bu  emaneti  sonraki  nesillere  taşıdılar.  Zalim  ve  cahil  insanların  dine  hurafelerini  soktukları  bir sırada  Muhammed  ibn  Abdulvehhab  ve  torunları  tekrardan  alimlerin  bıraktığı  mirası  ortaya koydular.  Bu  şahıs  ise  Muhammed  bin  Abdulvehhab  ve  torunlarından  sonra  ilmin  kendi şeyhlerine  geldiğini  iddia  etmektedir.

Biz  Şeyh  Muhammed  ibn  Abdulvehhab’ın  davetine  baktığımız  zaman  onun  ve torunlarının  üç  aşama  geçirdiğini  görebiliriz.  Birinci  aşamada  Şeyh  Muhammed  ibn Abdulvehhab,  Muhammed  ibn  Suud’a  tabi  olmuş  ve  ilmi  ile  ona  destek  vermiş,  Muhammed ibn  Suud  da  askeri  güç  ile  onun  davetine  yardım  etmiştir. Osmanlı  devletinin  bina  ettiği,  halkın  yıkılmasını  istemediği  türbeleri  ,  Şeyh  Muhammed ibn  Abdulvehhab  tabi  olduğu  Muhammed  ibn  Suud’un  askeri  güçlerini  yanına  alarak  rahatça yerle  bir  etmiştir.  Daha  sonra  Şeyh  vefat  etmiş  ve  kurduğu  şeriat  devleti  Osmanlı  tarafından yıkılmıştır.  Osmanlı,  Şeyh  Muhammed  ibn  Abdulvehhab’ın  iki  çocuğundan  birini  şehit  etmiş, diğer  oğlunu  da  hapsetmiştir.   Sonra  torunu  şeyh  Abdurrahman  ibn  Hasan  Ali  şeyh  dedesinin  mirasını  alarak  ikinci devleti  kurmuştur.  Aynı  Osmanlı  devleti  o  dönemde  kurulan  ikinci  devleti  yıkmak  için  de Mısır  valisi  olan  ve  daha  sonra  Osmanlı’ya  isyan  ederek  bağımsızlığını  ilan  eden  Mehmet  Ali Paşanın  oğlu  İbrahim  Paşayı  görevlendirmiş  ve    ikinci  devleti  yıktırmıştır.  Şeyhin  torunlarına  o kadar  kin  beslemektedirler  ki;  kabirden  cesedini  çıkarıp  ağaca  asmış  ve  ölü  cesedini  ok yağmuruna  tutmuşlardır.  Allah  mekanını  firdevs  eylesin.  Daha  sonra  ise  şu  anda  var  olan üçüncü  Suud  devleti  kurulmuş  ve  Abdulaziz  ibn  Suud  devletin  başına  geçmiştir.   Tabii  ki  bu  dönemde  dünyada  bir  çok  olay  gerçekleşmektedir.  Devletler  yıkılmakta  ve yeni  sınırlar  çizilmektedir.  Abdulaziz  ibn  Suud  Amerikalı  ve  İngiliz  yandaşları  ile  büyük  bir ortaklığın  içerisine  yavaş  yavaş  girmiştir.  Ancak  o  dönemde  teknoloji  olmaması  sebebi  ile herşey gizli  kapılar  arkasında  gerçekleşmektedir.  Ancak  o  dönemin  rabbani  alimleri  tehlikenin farkına  varınca  krala  birçok  kez  düzeltmeler  yapılması  adına    ilticada  bulunmuşlardır.  Sekiz bin  kişilik  bir  heyet  kabilelerden  temsilciler  ile    Kral’ın  sarayına  yakın  bir  yerde  konaklayarak kralla  görüşme  talep  ederler.  Olayın  ciddiyetini  anlayan  kral  bu  heyetten  belirli  sayıda  bir grubu  özel  görüşmeye  almak  istediğini  ve  aynı  zamanda  isteklerini  de  sıralamalarını  söyler.   Temsilciler  ise;  “Irak’taki  Hüseyin’e  ibadet  eden  müşriklerle  neden  cihad  edilmiyor, cihad  hareketi  neden  durduruldu?  Aynı  şekilde  devlet  tevhid  davetçilerini  yeteri  kadar finanse  etmiyor  ,bunun  nedeni  nedir?”  gibi  dinin  ehemmiyeti  ile  alakalı  maddeleri  öne sürmüşlerdir.  Bu  sekiz  bin  kişi  içerisinden  seçilen  heyet  Abdulaziz  ibn  Suud  ile  görüşmüştür  ve bu  görüşmeden  sonra  Abdülaziz  ibn  Suud  yanlarına  çıkarak  isteklerinin  tek  tek  yerine getireleceğini  ancak  Irak’taki  müşriklerle  neden  cihad  edilmediğini  de  daha  sonra açıklayacağını  belirtir.  Bu  heyette  buna  razı  olduklarını  belirtince  o  gün  insanlar  geri  dönerler. Ama  o  dönemdeki  rabbani  alimler  meselenin  ehemmiyetini    anlayınca  örgütlenirler  ve  kralın ordusuna  karşı  bir  ordu  kurarlar.  Kralın  çadırına  konuşmak  için  gelen  müslüman  temsilci selam  vermeyince,  Kral  bizi  tekfir  ediyorsunuz  hariciler  diyerek  savaşı  başlatmış  ve  o  gün binlerce  müslümanı  şehit  etmiştir.   Abdulaziz  ibn  Suud’un  münafık  olması  hasebi  ile  bazı  alimleri  de  kendi  safına  çekmiş aynı  zamanda  bır  kısım  dünyayı  isteyen  kötü  alimleri  de  yanına  alarak  bu  müslümanlarla savaşmıştır.  Ve  ilmin  nakli  bu  devirden  sonra  değişmiştir.  Artık  kralın  yanındaki  alimler  kralın istediği  fetvaların  altına  sadece  imza  atmaktadırlar.  Yoksa  fetvayı  asıl  veren  merci  kral olmaktadır.  Bunun  delillerini  yazının  ilerleyen  bölümlerinde  aktaracağız  inşallah.

İşte  ilmin  emanetinden  bahseden  bu  şahıs  öncelikle  kendi  şeyhlerinin  kralın  yanında olmasını  ve  onların  hevalarına  göre  fetva  vermeleri  meselesini  iyice  bir  izah  etmek zorundadır.  Çünkü  İmam  Gazali  dedi  ki;  “  Biz  eğer  bir  alimi    krallarla  oturuyor  görsek  o  alimin münafık  olduğundan  şüphe  ederdik.  “  eğer  denilirse  ki  Şeyh  Muhammed  ibn  Abdulvehhab  da Muhammed  ibn  Suud’un  yanında  idi.  Deriz  ki;  Muhammed  ibn  Suud  Şeyhin  tevhid  davetine icabet  etmiş  ve  bütün  arap  yarım  adasındaki  emirliklerle  savaşı  göze  alarak  malı,  canı  ve  kanı ile  tevhid  davetini  desteklemiştir.  Ne  kafirlerle  cihadı  iptal  etmiştir,  ne  de  Amerika  ve İngiltere  gibi  kafirlerle  işbirliği  yapmıştır.  Ancak  Abdulaziz  ibn  Suud  Allah’ın  dinine  ihanet etmiş  ,  Amerika  ve  İngiltere  ile  ortak  hareket  etmiş  ve  İslam’dan  irtidat  etmiştir. “Yahudi  ve  Hristyanları  dost  edinmeyin  onlar  birbirlerinin  dostlarıdırlar.  Sizden  kim onları  dost  edinirse    o  da  onlardandır.” 1 Şeyhulislam  İbn  Teymiyye  rahimehullah  bu  ayetteki  ‘o  da  onlardandır’  sözünün;  riddeti içerdiğini  söylemektedir.  Aynı  şekilde  sünenlerde  sabit  olduğu  üzere  Ömer  radıyallahu  anhu yanında  ehli  kitap  bir  kafir  çalıştıran  sahabeye,  bu  fiilin  ,  yani  yanında  ehli  kitap  bir  kafiri çalıştırmanın  küfür  olmamasına  rağmen  ,  ehli  kitaba  dostluğun  kapısını  açtığından  dolayı  ve sakındırmak  için  bu  ayeti  okumuştur. Evet  ilmin  tarihi  ve  geçmişi  budur.  Selefin  dediği  gibi;  “  İki  taife  ifsad  olunca  insanlar  da ifsad  olur,  iki  taife  ıslah  olunca  insanlar  da  ıslah  olurlar. Yöneticiler  ve  alimler.” Aynı  şahıs  diyor  ki;  ‘  Geçmiş  alimlerin  lafızlarındaki  manaları  bizler  anlayamayız  , asrımızdakilere  sormamız  lazım.’   Ben  derim  ki;  Hak  bir  sözle  batılı  irade  ettin.  Evet  alimlerin  bazı  sözlerini  anlamak  için onların  ıstılahlarını  ve  neyi  irade  ettiklerini  iyi  bilmek  gerekir.  Ancak  bu  demek  değildir  ki alimlerin  sözlerini  ilim  talebeleri  anlayamaz.  Yazılanlar  anlaşılmayacaksa  alimler  neden  telif yaptılar.  Şüphesiz  alimler  teliflerini  insanlar  anlasınlar  diye  yapmışlardır.  Çünkü  onların kitaplarının  kaynağı  Kuran  ve  sünnettir.  O  zaman  herkes  sadece  Kuran  ,  sünneti    okurdu  ve anlayacağını  anlardı.  Ancak  alimler  kitaplarında  Kitap  ve  sünnetin  kapalı  kalan  yerlerini açmışlardır.  Vallahi  senin  ilim  ehline  iftira  ettiğin  gibi  onlar    insanların  kafasını  karıştırmak  için değil  Allah’ın  dinini  en  doğru  şekilde  beyan  etmek  için  telif  yapmışlardır.  Evet  sana  göre nassları  biz  anlamayız  fakat  Kuran’ın  tercümanı  Abdullah  ibn  Abbas  ne  diyor: “Tefsir  dört  şekildedir;  Arablar  kelamları  üzere  bilirler.  Bir  de  hiç  kimsenin  cehaletle özürlü  olmadığı  tefsir  vardır.  Bir  de  alimlerin  bildiği  tefsir  vardır.    Bir  de  Allah’tan  başkasının manasını  bilmediklerinin  tefsiri  vardır.” 2Yani  Kuran’ın  tevhid  ile  alakalı  olan  kısmının  tefsirini herkes  anlamak  zorundadır.  Anlamayan  müslüman  olamaz. Sonra  bu  şahıs  demiş  ki;  “  Tekfirciler  Muhammed  ibn  Abdulvehhab  ile  İbn  Teymiyye’nin bazı  sözlerini  kullanıyorlar  çünkü  işlerine  gelen  yerler  var. ” 1Maide  51 2İbn  Cerir Taberi birçok  yoldan  tahric etti.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Haber Bölge | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0534 325 83 00